HIV ve AIDS Nedir?

Çağımızın hastalığı, milenyum vebası diye adlandırılmıştır.AIDS öldürmez önyargılar öldürür denmiştir. Haydi, 1 Aralık AIDS günüyle birlikte bu önyargıları kıralım; taşıyıcı ve hasta olanlara sahip çıkalım.  AIDS bulaşımını önlemek için güvenli yöntemler kullanalım.

HIV; Human Immunodeficieny Virus (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) olarak adlandırılan AIDS etkeni olan virüsün kısaltılmış ismidir. Acquired Immuno Deficiency Syndrome (Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu) HIV tarafından oluşturulan hastalığın adıdır ve kısaca AIDS denilmektedir. Bir insanın HIV pozitif olması hasta olduğu anlamına gelmez çünkü hastalık oluşturma süresi uzun zaman almaktadır. Hastalığın olmadığı sürede HIV enfekte kişiler taşıyıcıdırlar; hem hasta olma hem de bulaştırma potansiyeli taşımaktadırlar.

AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde tespit edilmiştir. Renk, ırk, yaş, bölge gözetmeden hızla yayılmış çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştır. Bu gün itibariyle dünyada 40 milyon civarın da HIV  (+ )  kişi bulunmaktadır. Dünyada her gün 7000 yeni HIV enfeksiyonu meydana geldiği tahmin edilmektedir. AIDS’in ilk kez tanımlandığı 1981 yılından günümüze dek geçen süreçte, ölenlerin sayısının 20-26 milyon olduğunu bildirilmekte, gerekli önlemler alınmazsa 2020 yılında hastalığın 68 milyon kişinin ölümüne neden olacağını tahmin edilmektedir. Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 1985 yılından bu yana toplam vaka sayısının, Nisan 2012 itibarıyla 6000 civarına gelmiştir. Hastalık % 1 oranında bebeklerde görülmektedir.

Seksenli yılların başında AIDS hastalığın ilk rapor edilişinden üç yıl sonra HIV-1 olarak adlandırılan virüs bulundu. Bu gelişmeden 2 yıl sonra 1986 yılında HIV virüsünün ikinci tipi olan HIV-2 ‘ye rastlanıldı. Batı Afrika’daki hastalarda rastlanan bu virüse daha önce hiç rastlanmamıştı. HIV-1 ve HIV-2 viral yapı bulaşma fonksiyonları ve fırsatçı enfeksiyonları açısından benzerlik gösterse de, enfeksiyonun coğrafisi bakımından birbirinden ayrılırlar. Genetik olarak HIV’e çok benzeyen ve Batı Afrika’da şempanzelerde bağışıklık yetmezliği virüsü (SIV) olarak adlandırılan bu virüs, şempanzelerde hastalığa neden olmamaktadır. 20. yy’ın ilk yarısında, maymunlardan insanlara bulaştığı düşünülmektedir. Afrika yeşil maymunlarında görülen ve HIV’in farklı bir çeşidi olan virüsün ise HIV-2′ye neden olduğu düşünülmektedir. HIV-2 de AIDS’e neden olabilir ancak bu süreç HIV-1′e göre çok daha yavaş gerçekleşir. Şu an dünyada en yaygın insan bağışıklık yetmezliği virüsü HIV-1′dir. HIV-2, başlıca batı Afrika da görülür.
HIV, enfekte ettiği vücutta, çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar ortaya çıkar.

Bulgular

Lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk,aft, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı,baş ağrısı, ishal, öksürük görülür. Tüberküloz, candida gibi mantar enfeksiyonları anal apse bulguları, bazı bakteriyel enfeksiyonlar ve protozoan hastalıkları fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar. Hasta da bu belirtilerin birkaç tanesinin bulunması durumunda AIDS’ten şüphe edilmelidir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalar da HIV enfeksiyonu araştırılmalıdır. AIDS hastalarında, Kaposi Sarkomu, Pneumocystitis Carini, Candida enfeksiyonları gibi ender görülen bazı hastalıklar öldürücü olmaktadır.

Bulaşma Yolları

Bulaşma yolları: HIV virüsü dış ortamda ancak 1-5 saniye canlı kalır. Bu yönünle direkt kan ve kan elamanları, sperm sıvısı ve vajinal sıvı ile bulaşmaktadır. Ancak anne sütü, idrar, tükrük gibi çıkartılarda da az oranda bulunmaktadır.
Tokalaşma, dokunma, enfekte kişinin elbiselerine dokunma, yanak yanağa öpüşme, Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması, yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, tuvalet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam, telefon vs. ile bulaşmaz.

Teşhis

HIV’li olgularda öykü iyi alınmalı, fizik muayenede, varsa bulgular tespit edilmelidir. ELISA testi, laboratuvarlarda yaygın olarak yapılmaktadır. Kan dışında tükürük ve idrar örneklerinden de yapılan testler geliştirildi ancak henüz yaygınlaşmamıştır. HIV vücuda alındıktan sonra, kanda antikorlar oluşur; bu antikorlar ELISA yöntemiyle saptanır. HIV antikorlarının ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye ihtiyaç vardır ve bu dönem pencere dönemi olarak adlandırılır. Anti-HIV testinin pozitif olduğunu söyleyebilmek için Western Blot testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir.

Eklenme Tarihi: 01.12.2013
Toplam Sayfa Gösterimi: 19838

Hastanemiz, başta SGK olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası kurum, kuruluş, vakıf, banka, şirket ve odayla anlaşmalıdır. Ayrıntılı liste.

Web sitemizi ziyaret ettiğinizde sitemizde yer alan kullanım koşullarını incelemelisiniz.

Tıbbi Hata

@2019 Tüm hakları saklıdır.
Medline Adana Hastanesi